Maratonda Zorunlu “Pitstop”

Milenyum çağı diye tabir ettiğimiz son yirmi yılda, başı sonu belli olmayan aralıksız bir koşudayız. Bu dönemde adeta ilk kez bir “pitstop” yaptık, kenara çekilip nefeslendik.

Kaç metre koştuğumuzu bilmeden yüz metre temposuyla harcadığımız gücümüzün bu maratonda yetmeyeceğini, yeni kurallar gerekeceğini fark ettiğimiz bir döneme girdik. Geciken bu aydınlanma reaksiyonunu hızlandıran katalizör ise pandemi koşulları oldu.

Şu an nefeslendiğimiz “pitstop”ta koşuya devam etmek için geleceği hayal etmeye giriştik fakat doğru bir tasarım ancak bugüne kadar geldiğimiz yolu çok iyi idrak etmekle mümkün olacak.

Son 70 Senede 60 Katına Çıkan Çevresel Etki 

2030 Sürdürülebilir Kalkınma Vizyonu kapsamında, 2016 yılında BM tarafından açıklanan, 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı, koştuğumuz ve koşmaya devam edeceğimiz parkura ışık tutar nitelikte. Bu amaçlardan 12.si olan Sorumlu Tüketim ve Üretim ise, hayatın olmazsa olmaz tutkularının başında görülen tüketim alışkanlığına yönelik davranış değişikliklerini ortaya koyuyor.

1950’den bugüne geçen 70 senede, -yani yaklaşık bir insan ömründe- sahip olduğumuz imkanlar ve ihtiyaçlar oldukça farklılaştı. Elbette hemen hiçbirimiz 70 sene önceki günlük rutinlerimizde, yaşam standartlarında değiliz. Artık birkaç tıklama ile kendimizi iki gün içerisinde on bin km uzaktaki bir kıtada bulabiliyoruz; bir telefonla dünyanın bir ucundaki meşhur bir yemeği köşe başındaki restorandan önümüzde hazır edebiliyoruz, yeri geldiğinde garajımızdaki arabaya atlayıp birkaç km uzaktaki AVM’den bin bir çeşit gömlekten istediğimizi satın alıyoruz. Bu arzularımızı gerçekleştirirken bireyler olarak da haliyle çevresel etkimizi katlıyoruz.

Son 70 yılda ülke nüfusumuz 20 milyondan dörde katlanarak 80 milyona ulaştı. Kişi başı karbon salınımımız ise aynı dönemde 0,4 tondan 15 kat artarak 6 tona yükseldi. Yani, Türkiye’nin çevresel etkisi, yaklaşık bir insan ömründe 60 katına çıktı.

Kişi başı gelir seviyesi ve karbon ayak izi arasındaki kuvvetli bağa rağmen benzer yaşam standartlarında olan birçok Avrupa ülkesinin, kıta ülkelerine kıyasla düşük karbon ayak izi ile hem üretimi hem de tüketimi yönetebilmesi, bunun bir önceliklendirme meselesi olduğuna işaret ediyor. Örneğin, kişi başı yıllık karbon ayak izi 2017 verilerine göre Fransa ve İngiltere’de 5-6 tonlarda iken Kanada, Amerika ve Avustralya’da ise 16-17 ton seviyelerinde.

Dünya geneline baktığımızda, son 70 senede, kişi başı yıllık 2,3 tondan 4,8 tona yükselen bir karbon ayak izi ve 2,5 milyardan 8 milyara yaklaşan nüfusu  da göz önüne alırsak, 7 kat artan bir çevresel etkimiz söz konusu. Dolayısıyla, hem ülkemiz hem de dünyamız için “aynı tas aynı hamam” devam edeceğimiz bir 70 senenin böyle bir logaritmik artışla ne kadar yaşanabilir olabileceği sorusu akıllara gelirken, bu yönde alınacak radikal kararlar kaçınılmaz hale geliyor.

İhtiyaçlar Piramidinde Yukarılara Tırmanış 

Maslow’un ihtiyaçlar kuramında da belirttiği gibi bireyler olarak ihtiyaçlarımız sınırsız. Karşılanan her ihtiyacımız sonrası farklı bir ihtiyacımız ve bunun karşılanmasına yönelik de önemli bir motivasyonumuz oluşmakta.

İlk iki basamakta bulunan fizyolojik ihtiyaçlar ve güvenlik ihtiyaçlarına sıkışan bireyler, katma değer üretmekte zayıf kalırken, doğrudan ihtiyacı karşılama güdüsüyle tüketici grubunda önemli yer işgal ediyor. İhtiyacın elde edilmesinden sonra ise hem ihtiyaç, hem de elde edene kadar bizleri dürten motivasyon değerini yitirmekte. Bu noktadan sonra ise, birey tekrar farklı ihtiyaç ve tüketim kalemlerine yönelmekte ve onlar için de benzer çelişkileri yaşadığı döngüde takılıp kalmakta.

Peki bu döngüden nasıl çıkacağız? Toplumu oluşturan her birey, belli oranda ilk iki basamaktaki mevcut ihtiyaçlarını tekrar değerlendirip, hangilerinin ihtiyaç hangilerinin ise bilinçaltıyla tetiklenen sahip olma, anlık mutluluk arayışı olduğunu belirleyip, kendi ihtiyaç piramidinde birkaç basamak yukarıya -aidiyet, saygınlık ve kendini gerçekleştirme adımlarına- yaklaşmalı.

Bu yaklaşımı göstermek için kendi piramidimizi baştan yaratırken bugünden sonrası için de kalıcı davranış değişiklikleri yapmak zorundayız.

Anormal Bir Normalleşme

Her birey, şu an sağlığını koruyup koruyamayacağı çelişkisiyle karşı karşıya. Bu durum bir nebze olsun atlatıldıktan sonra ise, “normalleşme” diye tabir edilen sürece gireceğiz. Bu dönemde çoğunluğun yaşadığı zorunlu aydınlanma, umarım ihtiyacımızı elde ettiğimizde yok olan sahip olma güdüsü gibi bir anda kaybolmaz ve bireysel piramitlerimizde yukarıları doğru tırmanırken, bir başka zorunlu “pitstop”a ihtiyaç duymadan doğru toplumsal hamleler ile yeni normali yaratırız.

Teşekkürler,
Gökmen Güven

Referanslar:
Gapminder, HYDE (2016) and United Nations Population Division (2019)
Eggleston, S., Buendia, L., Miwa, K., Ngara, T., & Tanabe, K. (Eds.). (2006). 2006 IPCC guidelines for national greenhouse gas inventories (Vol. 5). Hayama, Japan: Institute for Global Environmental Strategies

BENZER İÇERİKLER

DİJİTAL BÜLTEN ÜYELİĞİ

En Çok Görüntülenenler

Hepimizden Geriye Ne Kalacak?

“Kelimeleri yazıya yedirmek ise eylemi daimi yapar.” Alfred The Great Yaptıklarımız hatırlanacak. Belirli bir süre adımız anılacak ama sonrasında geride bizi hatırlayan kimse kalmayacak. O...

İnsanın Yükselişini Ne Açıklayabilir?

Yetmiş bin yıl önce, insan atalarımız, diğer tüm hayvanlarla birlikte Afrika'nın bir köşesinde sadece kendi işine bakan önemsiz hayvanlardı. Oysa ki bugün pek azı,...

Finlandiya Eğitim Modelinden İnovasyon, Büyük Veri ve İnsan Kaynağı Dersleri

Finlandiya'nın eğitim alanındaki inovasyon, büyük veri analizi ve insan kaynağıyaklaşımını anlatılırken, günümüzün bu meşhur kavramlarına eğilen pek çok sektör için de çok sayıda benzer senaryo, mesaj ve tavsiye...