Sıradan Bir Güne Sığan, Bir Memleketin Portresi: Ulysses

Günümüz süper kahraman hikayelerinde mitolojik ya da galaksiler arası gücü olan kahramanlar farklı zaman dizilimlerindeki paralel yaşam oluşumlarının bir sebepten kesişmesi ile kahramanın deli dolu gençliği ve aklı başında olgun versiyonunun karşılaşması hikayelerine edebiyat ve resim sanatının harika dansı ile oluşan çizgi romanlarda sıkça denk gelmişsinizdir. Gelin bir de bu hikayeyi 1900’lerin başında usta kalemiyle Dublin’in fakir ama bir o kadar da batılı sokaklarından bildiğimiz ama yine de bizi hala şaşırtan bir lisanda dinleyelim. James Joyce’un 1904 yılında Nora Barnacle adında genç bir kadın ile tanışması ile başlayan bu edebi hareket ve Joyce’un “profesörleri yüzlerce yıl meşgul edeceğim” ve “Dublin yok olursa bu kitabı kullanarak tekrar inşa edilebilirsiniz.” diyerek kitabına yüklediği binlerce felsefi, tarihi, edebi gönderme, Dublin’le ilgili yerel ayrıntı da bu kitabın kıymetini katmerli bir hale getiriyor.

James Joyce’un Ulysses romanı çoğu kişi için bir başyapıt, bazıları için ise tamamlanmamış olması nedeni ile gereğinden fazla övülen bir kitap olarak tanımlanır. Bunun nedenlerinden biri ise kitabın anlaşılması zor, daha doğrusu ne anlattığı tam anlaşılamaması ve herkesin farklı açılardan kitabı yorumlamasıdır. Ulysses’in “zor okunan roman” olma ünü ise Dublin’de aynı gün içinde gerçekleşen olaylar dizininde zamansal kalıpların ve algılamaların zorluğundan geliyor. Kahvesi tüketilmiş, zihninde düşünceler zerk edilmiş olmadan kitabın bir sayfasından diğerine olan yol uzadıkça uzuyor. Romanı ilk okuyanlardan Virginia Woolf’un bile günlüğüne “her şey galiba aynı günde geçiyor” yazmış olması durum karmaşasındaki saklı anlatımı bizlere gösteriyor. 16 Haziran 1904 tarihi de ancak kitabın 10. bölümünde açıkça veriliyor.

Ulysses, Joyce’un kendi anlatımıyla Nora Barnacle’ı sevdiğini anladığı gün olan 16 Haziran 1904 günü Dublin’de geçer. Kitapta bir ana karakter aramak çok doğru olmaz, zira kitabın asıl kahramanı bir bakıma Dublin kentidir. Durumu anlatacak en yerinde örnek ise, her yıl 16 Haziran günü Dublin’de düzenlenen “Bloomsday” yani Bloomgünü’nde, kitaptaki bölümlerde geçen yerlerin dolaşıldığı turlar olacaktır. Konu, özünde son derece yalındır: Öğrenci Stephen Dedalus ile serbest çalışan Yahudi asıllı bir reklam toplayıcısı olan Leopold Bloom’un karşılaş(tırıl)maları. Ancak asıl anlatılan, bu iki kişinin bireysel kimliklerini aşan daha büyük bir gerçeğin parçası olduklarıdır: Stephen “sanatsal” doğanın, Bloom ise “bilimsel” doğanın temsilcileridir. Öte yandan, bu iki dışlanmış kişilik, hem Joyce hem de birbirleri için de özel bir öneme sahiptirler: Stephen, Joyce’un gençliğinin, Bloom ise olgunluğunun yansımalarıdır; Bloom, Stephen’ın, deyim yerindeyse, “manevi babası”dır vb. Ama kitabın edebiyat açısından asıl önemi, çatısının Homeros’un destanı Odysseia ile simgesel koşutluğundan ve Joyce’un kullandığı değişik teknik ve biçemlerden, özellikle de 18. ve son bölümde Bloom’un karısı Molly’nin düşüncelerinin yansıtıldığı “bilinç akışı”ndan gelir.

Ulysses’in konusu iki karakter üzerinde şekillenir. Birincisi öğrenci olan Stephen Dedalus, diğeri ise Leopold Bloom’dur. Her ne kadar iki karakter görünse de aslında bu iki kişi yazar James Joyce’un farklı yaşlardaki kişilikleri olarak kabul edilir. Dedalus yazarın gençliğini yansıtırken Bloom onun olgunluk dönemini yansıtır. Böylece aslında iki farklı kişi tek bir gerçekliği oluşturur ve hikaye bunun üzerinden yürür.

Genç bir öğrenci olan Stephan Dedalus, Joyce’un gençliğine gönderme bir karakter olarak karşımıza çıkarken; Leopold Bloom, Joyce’un olgunluk dönemine tekamül ediyor. Marion Bloom -yani Molly- Leoplold’un karısı. Joyse, kitabın sonuna doğru kullandığı bilinç akışı tekniğinde Molly’nin düşüncelerini yansıtır. Stephan Dedalus, aslında ilk olarak Joyce’un, Sanatçının ‘Bir Genç Adam Olarak Portresi’ eserinde yazar olmaya hevesli, meteliksiz bir genç olarak karşımıza çıkmıştır. Bu sebeple Ulysses Joyce için başladığı yolculuğun devamı niteliğinde bir eserdir.

Sıradan bir gün boyunca Stephan ile Leopold’un tekrar tekrar karşılaşmaları (kişinin kiminle her ne yaşarsa yaşasın günün sonunda kendiyle istişaresi gibi) Dublin şehri sokaklarını arşınlamaları, bir kütüphanede (kitapta sayfalarca sürecek olan) Shakespeare ile ilgili koyu bir sohbete dalmaları, yemek yemeleri, randevu evine gitmeleri vb… onların günlük hallerini yansıtan hemen hemen her detaylara tanıklık ediyoruz. Ayrı ayrı tasvir edilen, ekonomik ve sosyal anlamda birbirinden farklı bu iki karakter toplumun, yani dönemin İrlanda’sının kıtlık, sefalet, dışlanmışlık ve ezilmişlik halinin yansımalarını bize el değmeden, Joyce’un kalemiyle aktarıyor. Ulysses’de her şeyiyle katışıksız tüm bir hayatın varlığı da yazarın kalemindeki içtenlikten geliyor. Joyce ile çıkılan bu bir günlük yolculukta doğumuyla, ölümüyle, mutluluğuyla, umutsuzluğuyla, sefaletiyle, zenginliğiyle… tüm bir insan hayatına misafir edilmekteyiz. 22 yaşında, zihni kitapla, ilahiyatla, felsefeyle ve müzikle dolu bir gencin, 38 yaşında bir reklamcının, 34 yaşında bir sopranonun tüm zihinlerinin yanında, yan karakterlerin arasında genç bir kızın, babasını o gün kaybetmiş oğlan çocuğunun, müşfik ve tarih meraklısı papazın zihninden geçenler de kitabın bizlere açtığı pencereden yansıyanlardır. Ulysses’i bir kere okuyunca, hayatta başınıza gelen, aklınızdan geçen pek çok şeyin bu kitapta da olduğunu göreceksiniz.

Ulysses’i diğer bilinen kitaplardan ayıran en önemli özelliklerden biri, büyük bir dil ustasının marifetlerine tanık olmaktır. Asıl edebiyat dehası, sıradan ve hatta olağanı merak ve istekle okutabilmektedir. Joyce, kitabında kelimeleriyle küçük bir mucize yaratmış, dilin her halini kullanmıştır. Özellikle kitabın orijinal baskısı elinize geçerse, İngilizce’nin her dönemi, her jargonu, her türlü dinî, siyasi, tarihi retorik Joyce’un ince alayından payını alarak kitap boyunca yolculuğunu sürdürüyor. Üstelik bunu büyük bir müzikaliteyle, dilin ritmlerine, seslerine, yan anlamlarına karşı çok dikkatli bir tutumla yapıyor. Bu usta işi yapı yüzlerce sayfa arasından birbirine göz kırpan ayrıntılarla dolu, hangi ayrıntıyı merak edip kurcalasanız sizi gülümsetecek bir inceliğe varıyorsunuz.

Ulysses, Dublin’de yaşanan Dedalus ve Bloom’un karşılaşmalarını 1904 yılında sıradan bir gün boyunca Ulysses olarak bilinen ve Latin harfleriyle yazılı ismi Odysseus olarak yazılan, kahramanı Homer ‘in epik şiiri Odyssey ve roman şiir ve roman arasında bir dizi paralellik kurar; Bloom ve Odysseus, Molly Bloom ve Penelope ile Stephen Dedalus ve Telemachus’un karakterleri ve deneyimleri arasındaki yapısal karşılıklılık, ayrıca 20. yüzyılın başlarındaki olaylara ve temalara ek olarak yüzyıl modernizm bağlamı, Dublin ve İrlanda’nın İngiltere ile ilişkisini temsil eder. Düşman kardeşlerden daha iyi huylu ve ezilen tarafın bakışıyla.. Roman son derece imalı ve aynı zamanda İngiliz edebiyatının farklı dönemlerinin tarzlarına öykünmektedir. Kaçınılmaz şekilde benzer huyları olan edebiyat akımlarının etkileri kitapta hissedilmektedir.

Kitap, yayınlanmasından bu yana bir çok kötü şansla emaresiyle mücadele etmek zorunda kalmıştır. 1914 ile 1921 yılları arasında kaleme alınan, 1918 yılında Little Review isimli bir Amerikan dergisinde tefrika edilmeye başlanan fakat Dublin’de çıkan ayaklanmalar nedeniyle Joyce’un 1922’de bir Fransız basım evine verdiği Ulysses, basımevi çalışanlarının sadece Fransızca bilmeleri nedeniyle -ve tabii ki Joyce’un çok karmaşık yazmasından da dolayı- romanın ilk basımda birçok dizgi, harf ve cümle hatalarıyla basılmasına sebebiyet vermiş, bu durum yazar için sıkıntılı dönemleri beraberinde getirmiştir.1921’de Amerika Birleşik Devletleri’nde bir müstehcenlik davasından uzatmalı metinsel “Joyce Savaşları” na kadar değişen tartışmalar ve incelemeler çekmiştir. Ama yaşanan onca zorluk, Joyce’un Ulysses’ini güçlendirmiş, bilinç akışı tekniği, dikkatli yapılanması ve deneysel düzyazı – kelime oyunları , taklitler ve imalarla dolu – zengin karakteri ve geniş mizahı, onun tarihteki en büyük edebi eserlerden biri olarak kabul edilmesine yol açmıştır.

Yüz yıldan fazla süren bu yolculuk bitmeden… Dublin’in kuzeye çıkan yollarındaki nemli, sarhoş ve biraz da geçmişin ezilmişliğine saygı geçidi gibi sokaklarından gerçek bir “klasik” Ulysses, herkesin bildiği, kimsenin okumadığı… Sıradan bir güne bir memleket, belki de bir tarihi aynayı sığdıran kitaptır Ulysses.

Günümüzde alışılmış ayaküstü sütlü, havalı isimli kahve sohbetlerine henüz uzak, bir demlik bergamot kokulu çayı uzun uzun paylaşır gibi…

Teşekkürler,
Onur Korucu

BENZER İÇERİKLER

DİJİTAL BÜLTEN ÜYELİĞİ

En Çok Görüntülenenler