Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig
Usta yazar Stefan Zweig'ın en bilinen novellalarından ‘Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat’, Fransız Rivierası'nda bir pansiyonda kalan yaşlı bir İngiliz kadının yıllardır kimseye anlatmadığı hikâyesidir. Monte Carlo'da bir kumar masasında her şeyini kaybeden genç bir adama yardım etmeye kalkışan kadının yirmi dört saati, saplantıların, merhametin ve dayanılmaz arzuların sınırlarında geçer. Zweig bu novellada dönemin kibar tabakasının ikiyüzlü ahlakını da sorgular.
“Uğruna bütün hayatımı bir kenara atmaya hazır olduğum bir insan için, elinin tersiyle kovalayacağı bir sinek kadar değerim yoktu.”
Hacim Hesabı Üzerine 1. Cilt, Solvej Balle
Tara Selter her sabah aynı güne, on sekiz kasıma uyanıyor. Yağmurun ne zaman bastıracağını, kocasının kapıdan ne zaman gireceğini artık ezbere biliyor. Ama bu döngüde yapayalnız, çünkü kocası dahil kimse önceki on sekiz kasımları hatırlamıyor. Solvej Balle ‘Hacim Hesabı Üzerine’ eserinde, aynı günü yaşamaya mahkûm bir kadının bu döngüden çıkma çabasını anlatıyor. Yedi ciltten oluşan serinin ilk kitabı Uluslararası Booker finalisti oldu.
“Kimseyle konuşmasam da dünyamdaki ayrıntılar gittikçe çoğalıyor, çoksesli bir dünyadan, renk veren, bulaşıcı bir ruh halinden kelime bulup çıkarıyorum.”
Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, Victor Hugo
Edebiyatı toplumsal bir mücadele aracı-na dönüştüren Victor Hugo, ‘Bir İdam Mahkûmunun Son Günü’ adlı romanıyla idam cezasına taviz vermez bir tutumla karşı çıkar. 1829 yılında yayımlanan roman, idama mahkûm edilmiş bir adamın son günlerinde zihninden geçenleri, idam düşüncesinin insanda yarattığı korku, sıkışmışlık ve yalnızlığı anlatır. Eser, yayımlandığı günden bu yana idam karşıtı mücadelenin en etkili edebî metinlerinden biri olmayı sürdürür.
“Herkes tarafından bu şekilde yüzüstü bırakılmışken içimde hissettiğim şiddetli ve bilinmeyen sarsıntıları neden kendi kendime anlatmayı denemeyeceğim ki?”
Ulysses, James Joyce
James Joyce’un başyapıtı ‘Ulysses’, tek bir günü, 16 Haziran 1904 tarihini anlatır. Bu tarih elbette rastgele seçilmemiştir; yazarın hayatının aşkı Nora Barnacle ile ilk randevusuna çıktığı gündür. Adını Yunan mitolojisindeki Odysseus’un Latince karşılığından alan eser, Homeros’un Odysseia destanıyla kurduğu paralellikler üzerinden 18 bölüm hâlinde kurgulanmıştır. Joyce, sıradan insanın gündelik yaşamının da bir destan kadar karmaşık, zengin ve görkemli olabileceğini ortaya koyar.
“Her yaşam günlerle doludur, gün gün ardına. Biz kendimizin içinden yürürken, hırsızlarla, hayaletlerle, devlerle, ihtiyar insanlarla, gençlerle, karılarla, dullarla, kayınbiraşıklarla, ama hep kendimizle karşılaşırız.”
Kırmızı Pazartesi, Gabriel García Márquez
‘Kırmızı Pazartesi’de, Santiago Nasar'ın öldürüleceğini daha ilk satırda söyler. Márquez romanı boyunca cinayete tersten yaklaşır, tanıkları tek tek konuşturur ve işleneceğini herkesin bildiği bu cinayeti kimsenin neden engellemediğini araştırır. Yazarın ailesinin yaşadığı kasabada 1951'de yaşanmış bir olaydan bir cinayetin arkasındaki toplumsal suskunluğun çözümlemesidir.
“Her zaman, tıpkı babası gibi, yastık kılıfının arasına sakladığı silahıyla birlikte uyurdu; ama o gün evden çıkmadan önce mermilerini içinden çıkarmış, boş silahı komodinin çekmecesine koymuştu.”
Cumartesi, Ian McEwan
İngiliz edebiyatının sevilen ismi Ian McEwan’ın 15 Şubat 2003 tarihinde geçen kitabı ‘Cumartesi’, beyin cerrahı Henry Perowne'un bir gününü anlatır. Bu tarih, kalabalık bir katılımla Londra’da gerçekleşen, Irak’ın işgalini protesto eden mitingin de tarihidir. Rutinleri doğrultusunda “normal” bir gün geçirmeyi uman Perowne'un gündelik koşturması sırasında yaşadıkları, etrafımızda olup bitenleri nasıl algıladığımız üzerine düşünmeye davet eder.
“Birden fazla çocuğunuz varsa ne olacağı bellidir; aşağı yukarı benzer fırsatlar sunulur onlara ve ortaya birbirinden tamamen farklı iki insan çıkar.”
Kozmopolis, Don Delillo
‘Kozmopolis’, ana karakteri Eric Packer’ın alıştığından farklı geçen bir gününü konu alır. Oldukça varlıklı ve ayrıcalıklı bir yaşam süren Packer’ın hayatı, Manhattan sokaklarında karşılaştığı bir protestonun ardından beklenmedik biçimde değişmeye başlar. Don DeLillo’nun modern yaşamı, serveti ve güç ilişkilerini kendine özgü üslubuyla ele aldığı bu ilginç romanı, 2012 yılında sinemaya uyarlanmıştır.
“Gitmek istediği hiçbir yer, düşünmek istediği hiçbir şey, beklediği hiç kimse yoktu. Tüm yönler birbirinin aynısıysa, herhangi bir yönde nasıl adım atabilirdi ki?”
İvan Denisoviç’in Bir Günü, Aleksandr Soljenitsin
Nobel Edebiyat Ödüllü Aleksandr Soljenitsin’in kısa romanı ‘İvan Denisoviç’in Bir Günü’, 1950’li yılların başında bir Sovyet çalışma kampında geçer. Kamptaki zorlu yaşam mücadelesini ve ağır çalışma koşullarını konu alan eser, ana karakteri İvan Denisoviç Şuhov’un on yıllık cezasının tek bir gününü anlatır. Yazarın kendi yaşadıklarıyla benzerlikler taşıması bakımından otobiyografik bir yanı da olan eser, yayımlandığı dönemde Sovyetler Birliği’nde büyük yankı uyandırmıştır.
“Özgürlük senin nene gerek? Çünkü özgür dünyada elin kolun serbest gezerken sende kalan son inancını da yitirebilirsin.