Tomorrow

Diyojen ve İrade Üzerine & Kısa Bir Sorgulama

Diyojen ve İrade Üzerine & Kısa Bir Sorgulama

Gerçeklik, siz ona inanmayı bıraktığınızda orada durmaya devam eden şeydir.” Philip Dick.

Vazgeçerek bireyin özgürleşebileceğini savunan Diyojen’in kinik felsefesinin temelinde insanların görmekten kaçtığı gerçekleri kabullenmek yatar. Philip’e göre gerçeklerden kaçabilme ihtimalinin olmadığını görüyoruz. Peki beni, neredeyse günümüzde yaşamış bir yazar ile, M.Ö. yaşamış bir filozofu bir araya getirmeme sebep olan şey nedir?. İrade ile ilişkisine bakmaya çalışacak olursak, irade; gerçekleri baştan kabul edip bu doğrultuda davranmayı geliştiren ve buna iten temel bir güçtür.

Sosyal çevrenizde, iş ortamınızda sıklıkla duyduğunuz “tutkularınızın peşinden gidin”  sözlerine karşın Diyojen, “insanlar tutkuların kölesidir” der. Kölelik de, vazgeçerek özgürleşmekten sizi uzak kılar. O halde hem tutkularımızın peşinden giderek (ki bu en büyük hazlarımızdan birisidir) hem de özgürleşebilmek mümkün müdür?.  Benim buna en yaklaşabildiğim öğretilerden birisi şu oldu; “kendinin efendisi olabilmek” ancak stoacı felsefesine uzanan ilk yapıtaşlarından birine ulaşmak o kadar da kolay değildir. Burada, Epiktetos felsefesinden faydalanabiliriz gibi duruyor. Ne demişti, “kendisinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir”. Sadelik, akıl, güven, seçme özgürlüğü ve huzur üzerine inşa ettiği basit felsefesi, bizi, tutkularımızın kölesi olmadan özgürleştirmesi mümkün müdür?

Buraya kadar, tutkularımızdan vazgeçtiğimizde, irademizle köleliği reddettiğimizde özgürleşebileceğimizi anladık. Ancak şuan içine doğduğumuz dünyanın geldiği noktada, hangi şartlarda nerede olursak olalım tutkularımızdan vazgeçebilmeyi yine kendi irademizle istiyor olacak mıyız? Bence hayır. Belki de onun sahip olduğu salt iradeyi reddetmenin getirdiği hazdan da vazgeçmek gerekiyor. Diyojen de bu hazlardan tamamen kaçabilmiş değil. Bilgelik hazzı da belki onun en büyük tutkusu ve yine belki de bir nevi bilgeliğin kölesi midir acaba? diye düşünmeden edemedim. Kendi tutkularımıza dönecek olursak, ne kadar az şeyin kölesi olabilirsek, evet o oranda da özgürleşebileceğimizi düşünüyorum. Tutkularımızı belirleyen seçme hakkı eğer bizde ise, ne oranda özgürleşebileceğimizi yine biz seçmiş oluyoruz.

“ Hiçbir şeyin sahibi olmayan insan nefsini köreltmeyi öğrenir”. Diyojen böyle demişti. Bu bir iradedir yalnız burada bana eksik gelen bir içerme mevcut. Nefsini köreltmesi bir irade ancak hiç birşeyin sahibi olmayı reddetmek, yaşamın getirdiği ve getireceği tüm oluşumlardan(iyi ya da kötü) tamamen kaçmak olmuyor mu? Bilimin, sanatın, teknolojinin ışığından faydalanmayı isterken de irademizi kullanamaz mıyız? O nedenle yalın bir kinik felsefe savunucusu değilim ancak yine de bir parça da olsa Diyojenleşebilmeye ihtiyacımız yok mu? Her şeyden uzak yaşamayı benimseyen bi düşünceye tamamen sahip çıkmaya gerek yok. Kendisi bu felsefeye sıkıca bağlı olsa da herkesin aynı şekilde yaşaması gerektiğini anladığım kadarıyla savunmamıştır. Bireyin en zorlu ve sınırlı yaşam koşullarında bile mutlu ve özgür olabileceğini göstermeyi amaçlamıştır. Mutluluğu basit yaşamda bulmuş ve “öz mutluluğun insan zihninin hem huzur hem de neşe içinde olmasındadır” demiştir.

İnsan önce kendi özünü kuvvetlendirmesi gerekiyorsa önce kendini de özgürleştirmelidir. Yalnız bu öyle Diyojen’in dediği kadar kolay değildir zira yine ona göre bilgi yoksa özgürlük de yoktur. Her şeyden uzak yaşamayı felsefe edinen Diyojen hayatta olsa idi sormak isterdim o halde; bilginin kölesi olmak özgürleşmeye hiç mi ket vurmuyor? Ancak ona göre bilgiye ulaşmış kişi gerçeklerden sapamaz. Bilgiyi, tüm kavramlardan ayrı tutmuştur.

Biz doğru yerde doğru iradeyle doğru davranış gösterdiğimiz sürece evet bizi yaralayacak bir şeyle karşılaşsak bile gerçekte yara almış olmayacağız. Burada hemen Büyük İskender’in kendine köpek diyen Diyojen’e bir kabı kemiklerle doldurarak hediye olarak göndermesi aklıma geliyor. Oysa Diyojen, “başkasının kendisini aşağılayabileceğini, ancak kendisinin aşağılanmayacağını” söylemiştir. İşte bu hediyeye de, “Bu Diyojen’e yakışır bir hediye, ama bir krala yakışmıyor” diye cevap verir.

Diyojen’in şu sözleri beni savımda destekliyor aslında;

“Zira iyi ve dürüst biri olduğunda ve kendi durduğun yere güvendiğinde artık düşmanın da olamaz. O kendini senin düşmanın sanabilir, ama aslında senin için değildir. Yanımızda daima gerçeği taşıdığımız sürece, ne yaptığımızı bildiğimiz ve bu bildiğimizi de kendimize dürüstçe söylediğimiz sürece kim bizi incitebilir”.

Teşekkürler,
Betül Akdoğan

Bu yazıyı paylaş: